| | Üretsiz Blog oluştur

deniz

boat 

Gabriel Garcia Marquez

Gabriel Garcia Marquez

1. Seni sen olduğun icin değil, seninle birlikte olduğumda ben olduğum için seviyorum.

2. Hiç kimse gözyaşlarını hak etmez, onlara layık olan kişi ise seni ağlatmaz.

3. Sen istediğinde sana aşık olmaması, sana aşık olmadığı anlamına gelmez.

4. Gerçek arkadaş, elini tutan, kalbine dokunandır.

5. Birisine yabancılaşmanın en kötü biçimi yanında oturuyor olup ona hiç bir zaman ulaşamayacağını bilmektir.

6. Hiç bir zaman gülümsemekten vazgeçme, üzgün olduğunda bile! Gülümsemene kimin, ne zaman aşık olacağını bilemezsin.

7. Tüm dünya için sadece bir kişi olabilirsin fakat bazıları için sen bir dünyasın.

8. Zamanı onu seninle birlikte geçirmeye hazır olmayan biriyle geçirme.

9. Belki de Allah uygun kişiyi tanımandan önce yanlış kişilerle tanışmanı, onu tanıdığında minnettar olman için istedi.

10. "Bitti" diye üzülme, "yaşandı" diye sevin.
 11. Her zaman seni üzecek birileri olacaktır, yapman gereken insanlara güvenmeye devam etmek, kime iki defa güveneceğine daha fazla dikkat etmektir.

12. Birini daha iyi tanımadan ve bu kişinin senin kim olduğunu bilmesinden önce kendini daha iyi bir kişiye dönüştür ve kim olduğunu bilerek kendine güven.

13. Kendini çok zorlama, en güzel şeyler onları en az beklediğinde olur.

" YAŞANAN HERŞEYİN BİR SEBEBİ VARDIR..! "

sarıl, sarmaşık sarı gülüm

sarıl, sarmaşık sarı gülümbir gül yaprağı değil misin sen?
sen de geçeceksin...
bahar yağmurları dökülecek gözlerinden,
dineceksin...
kanatlarımdan kopan bir tüy gibi
yere ineceksin...
bir gökkuşağı uzanacak benden,
bineceksin...
eteklerinde yıldızlar olacak,
yürüyeceksin...
sorularının yanıtı olacak bir bakış,
seveceksin...
"yaklaş" diyeceğim gecenin bir yerinden,
sesim yankılanacak koridorlarda,
ürpereceksin...
göz kapakları açılacak ağır ağır yüreğinin...
"yaklaş" diyeceğim taa derinden,
gönlümün koridorlarına gireceksin.
yaklaş ey sevgili...
yaklaş, en güzel aşk...
sarıl, sarmaşık sarı gülüm...
pencereler olacak taş duvarlarda
herbirinde değişik manzaralar...
her gün başka sen
değişik durumlarda...
yürü, sen başkasın
oyalanma küçük mutluluklarla.
yaklaş...yaklaş...biraz daha,
bak ne söyleyeceğim kulağına
konuşmasan da olur
yavaşça aralansın dudakların
yaklaş, su sızmasın aramızdan
sırılsıklam olalım terden...
sen ve ben herşey olalım bu gece...
geçelim kendimizden...
fısılda, aralansın dudakların,
bir gül yaprağı değil misin sen?...
yaklaş ey sevgili...yaklaş...
sarıl, sarmaşık sarı gülüm...
ilhan irem

AŞK

2cdh579 

Serçenin Avcıya Nasihati

Serçenin Avcıya Nasihati

Avcının biri kuş avlamak için tuzak kurmuştu. Tuzağa küçük bir kuş yakalandı. Minik kuşu eline aldı. Hayret! Minik kuş konuşuyordu. Minik kuş:
- "Ey büyük efendi! Sen birçok koyunlar, sığırlar, develer yedin. Onların etlerinden bile doymadın ki, benim etimle mi doyacaksın? Ben senin dişinin kovuğunu bile dolduramam.
Şayet beni salıverecek olursan, sana üç öğüt vereceğim. Bu öğütlerden ilkini senin elindeyken, ikincisini şu damın üstünde, üçüncüsünü ise ağacın üstünde söyleyeceğim. Bu üç öğüdümü tutacak olursan, ömür boyu mutlu olursun." dedi.
Avcı bu teklifi beğendi. Zaten eti olmayan bu küçük kuşla nasıl doyacaktı ki? Kuşun öğüdü belki işe yarardı. Avcı:
- "Peki, söyle bakalım" dedi.
Minik kuş:
- "Elindeyken vereceğim öğüt şudur: (Olmayacak şeye, kim söylerse söylesin inanma)."
Kuş, bu birinci öğüdünden sonra avcının elinden karşıdaki damın üstüne kondu.
- "İkince öğüdüm: (Geçmiş gitmiş şeyler için üzülme. Bir şey senden gittikten sonra onun hasretini çekme)."
Kuş, ikinci öğüdüne devam etti:"Benim karnımda on dirhem ağırlığında çok değerli bir inci vardı.O inci seni de, çocuklarını da zengin ederdi. O inci senindi ama, kısmetin değilmiş. Öyle bir inci kaçırdın ki, dünyada eşi benzeri yoktu." dedi.
Avcı, bu sözleri işitince: "Eyvah! Ben kendi elimle kendime yazık ettim. Elimdeki talih kuşunu kaçırdım. Ah benim akılsız kafam" diye üzülmeye, ağlamaya ve dövünmeye başladı.
Kuş, avcının bu halini görünce:
- "Be aptal adam! Biraz önce ben sana ne öğüt verdim? Şu haline bir bak. İnci elinden gittiyse ne üzülüyorsun? Ben sana geçen bir şeye üzülme demedim mi? Sözümü anlamadın mı?
Sonra sana 'Olmayacak bir söze sakın inanma' diye ilk öğüdümü verdim. On dirhemlik inciyi duyunca aklın başından gitti. Benim üç dirhem gelmeyeceğimi bildiğin halde, nasıl içimde on dirhemlik inci bulunabilir?" dedi.
Avcı, kuşun uyarısını dinleyince, aklı başına geldi.
- "Hayır, güzel ve akıllı kuş! Şu üçüncü öğüdünü de söyle, öyle git." dedi.
Minik kuş, üçüncü öğüdünü vermek için damdan ağacın üstüne sıçradı ve avcıya alaylı bir tavırla:
- "Allah Allah! İlk iki öğüdümü çok iyi tuttun da üçüncüsünü mü tutacaksın?" diyerek tamahkar avcının haline güldü ve göğün maviliklerine doğru uçtu gitti...
MESNEVİ: Uykuya dalmış bilgisiz kişiye öğüt vermek, çorak yere tohum saçmaktır. Abdallık ve bilgisizlik yırtığı yama kabul etmez. Ey öğütcü, ona hikmet tohumunu saçmadan önce, onu yamasız, yırtıksız hale getir.

BİR AVUÇ TOPRAK

Allah; hayır ve şer ile imtihan etmek için Adem'i yaratmayı dilediği zaman Cebrail'e:- Yer yüzünden bir avuç toprak al !.. Buyurdu.Cebrail; âlemlerin Rabbinin  emrini yerine getirmek için, yer yüzüne inerek istenileni  almak üzere elini uzattığında , toprak dile gelip yalvarmaya başladı:- Tek yaratıcı hürmetine beni bırak, yürü git, canımı bağışla!.. Benden yaratılacak insan ;tekliflere uğrayacak, tehlikelerle karşılaşacak!.. Allah seni seçti,  Levh'deki bilgiyi gösterdi sana!.. O lütuf hakkı için vazgeç benden!.. Sen ki; Allah ihsanı ile meleklere hoca oldun, daima Hak'la konuşmadasın, Resul ve Nebilerin de elçisi olacaksın, vahiy canının hayatısın, bedeni değil!.. İsrafil; bedenlere can verir, sen; cana can verirsin!.. O'nun sûru ile bedenlere can gelirken, senin nefesin; gönüllere can bağışlar!.. Bundan dolayı senin ihsanın İsrafil'in ihsanından üstündür!..Mikail; ölçü ile bedenleri rızıklandırırken, gönülleri rızıklandıran senin vergin ölçülere sığmaz.Rahmetin, gazaptan üstün olduğu gibi, sen Azrail'den de üstünsün!.. Arşı taşıyan bu dördünün padişahısın , uyanıklıkta dahi öndesin sen!..Sayıp döktü, ağlayıp yalvardı toprak. Verilen antlar; utanç madeni Cebrail'in yolunu bağladı, geri döndü, dedi ki:- Ey kulların Rabbi!.. Buyruğun karşısında kendiliğimden hareket edici değilim, bilirsin!.. Aramızda geçenler de âyandır sana!.. Adlarından öyle bir adını andı ki; utandım, adından sıkıldım!.. Yoksa bir avuç toprak alıp getirmek kolay şey!.. Sen meleklerine öyle bir kuvvet verdin ki, bu gökleri bile yırtarlar!..
Allah, Mikâil'e dedi ki:
- Sen yer yüzüne in de, ondan aslan gibi bir avuç toprak kapıver!..Mikâil, yer yüzüne gelip ondan bir avuç toprak alacağı zaman; yer yüzü titredi,ağladı,gönlü yanarak yalvardı,yakardı!.. Kanlı göz yaşları dökerek yeminler verdi!.. Dedi ki:- Lütuf ve eşsiz Allah hakkı için!.. Seni Arşı taşıyan Ulu Meleklerin arasına kattı,âlemin rızık kilelerinin başına getirdi,lütuf ve ihsanı sen dağıtırsın. Bana aman ver, azat et beni, bak kanlı göz yaşlarına bulandım!.. Şeytan kahır madenidir, lakin melek Allah'ın merhametinin madenidir!.. Yiğidim; merhamet gazaptan fazladır!.. Allah sıfatlarında lütuf, kahrın üstündedir!..   Kullar da onun huyundadır, tulumlar onun suyu ile doludur. Sulûk kılavuzu Allah Resulü:" İnsanlar, padişahlarının dinindedir!.." Diye anlattı,anlattı.....Mikail, Rabbinin tapısına eli boş döndü, dedi ki:- Ey sırları bilen tek Padişah!.. Toprak ağladı, inledi,yolumu bağladı!. Âhın feryadın senin katında yüce bir değeri vardır,o hukuku terk etmek, göz yaşlarını görmemezlikten gelmek elimde değildi!.. Müezzinin günde beş kere "haydin felaha" diye feryada çağırışı, bu sızlanıştır işte!.. Sen kimi dertle hasta etmek istersen, gönlündeki ağlayış yolunu kapatırsın, beladan kurtarmayı dilediğinin gönlüne de sızlanmayı getirirsin!..
Allah,bunun üzerine İsrafil'e dönerek:
- Yürü ; avcunu o toprakla doldur gel!.. dedi.İsrafil yer yüzüne geldi, ama toprak yine ağlayıp inlemeye başladı:- Ey Sûr meleği!.. Dedi. Ey hayat denizi, ölüler senin nefesinle dirilir,sûru üflediğinde çürümüş halk dirilir, dallar yapraklar gibi yerden baş kaldırır!.." Ey ölüm kılıcıyla ölenler, ey Kerbela şehitleri kalkın " ,dediğinde  mahşere gelip, doldururlar ovayı!.. Merhametinden şu alem dirilerle dolar. Sen rahmet meleğisin, merhamet edersin!.. İhsan ve lütufların kıblesi olan sen, arşı taşımaktasın!.. O arş ki, ırmakları cennetlere gider de, bulanık bir cüzü ancak burada görünür!.. Allah hakkı için bana bu kahrı helal görme,kötü kokular alıyorum bu işten, merhamet et!.. Çünki sen hüma kuşu gibisin, kimseyi incitmezsin!.. Sen de diğer ikisinin yaptığını yap, dedi...İsrafil  özürler beyan ederek döndü huzura, olanları anlattı, dedi ki:- Ya Rabbi!.. Görünüşte toprağı al diye emrettin ama, içime onun aksini ilham ettin. Kulağıma toprağı al dedin, aklıma tersini emrettin. Rahmet gazaptan fazladır, üstündür, ey işleri eşsiz ve örneksiz olan!...Allah, Azrail'e:- Çabuk git, o hayallere kapılmış toprağın halini gör, o arık zalimi bul, hemen bir avuç toprak al, gel!.. Dedi.
Kaza ve kader çavuşu Azrail; emri yerine getirmek için yeryüzüne indi. Toprak ; adeti olduğu  gibi yine feryada, yeminler verdirip vaz geçirmeye çalıştı:
- Ey arşı taşıyan, döşenmiş yer yüzünde de, arşta da emrine itaat edilen, has kul!.. Lütuf sahibinin lütfunun hakkı için, Allah'ın rahmetinin hakkı için git!.. Kulluk yapılanın, gözyaşlarını reddetmeyen padişahın hakkı için vaz geç, git!.. Dedi.Azrail:- Bu söylediklerine kanmam ben!. Buyruk sahibinden yüz çeviremem,dedi.Toprak:- O; ilim sahibi olmayı da emretti!. İkisi de emir. İlim yolunu tut da, Halim ol!. Bu emri tut, dedi.Azrail:- O; ya tevildir, ya da kıyas!. Apaçık olan emirlerde kıyasa ve tevile uyulmaz, aslında kendi düşünceni tevil etsen daha iyi olur. Çünki, başka hiç bir emre benzemeyen, apaçık olan bu emirde tevil olmaz. Göz yaşlarından, yalvarmalarından içim yanmada,merhametsiz değilim. Hatta diğer üç melekten daha merhametliyim, senin derdinle dertleniyorum. Ama, Allah bana başka bir lütuf daha ihsan etti. Kıymet biçilemeyen Akik'in pislik içinde olması gibi, gizli lütuf da kahırların içindedir!.. Allah'ın kahrı , benim hilmimden yüz kat iyidir!. Allah'tan can esirgemek, can çekişmektir!.. Kahrında lütuflar gizli olanın uğrunda can vermek, cana can katar!.. Kendine gel de, kötü zannı ve azgınlığı bırak!.. Madem O gel diyor, başını da ayak yap ta, koşuver!.. O'nun gel demesi; insana yücelikler bahşeder, sarhoşluklar, eşler, yaygılar bağışlar!.. Bunları bildiğimden o emri asla tevil edemem, dedi.
Dertli toprak bütün bunları duydu, lakin kulağına küpe yaptığı kötü zandan vazgeçemedi, başka başka yalvarmalarda bulundu, sarhoş gibi secde etmeye başladı!. Bunların üzerine Azrail dedi ki:
- Yalvarmayı bırak, düşünme bile. Artık merhamet ve adalet sahibi Allah'tan başkasına yüz çevirme!. Ben emir kuluyum, emri asla terk edemem !.. Can nedir ki, kerem sahibinden esirgeyeyim?..  O'ndan başkasına sağırım, dilsizim ve körüm!.. Ağlayıp inleyenlere karşı kulağım sağırdır. O'nun elinde bir mızrak gibiyim ben !. Ahmakçasına mızraktan medet umma, onu elinde tutan padişahtan um, umacağını!.. Mızrakta, kılıçta ne var ki?.. Sahibinin elinde tutsaktır onlar. Sanatkar Âzer'in elinde ki put gibi!.. Benden ne alet yaparsa o aletim ben!. Kadeh yaparsa kadeh olurum, hançer yaparsa hançer olurum!.. Ne dilediyse oyum ben!. Diye söze tuttu köhne toprağı Azrail, o arada bir avuç toprak kapıverdi yeryüzünden. Gözü oyunda olan çocuğun okula giderken ayaklarının gerisin geri gitmesi gibi, öylece Allah tapısına çıktı.Allah dedi ki:- Kendisiyle aydınlanılan ilmim hakkı için; seni bu halkın celladı yapacağım!..Azrail:- Ya Rabbi!.. Halk bana düşman olur, canlarını almaklığım nefretlerine sebep olur , bu düşmanlığı bana reva görür müsün?..Yüce Allah:- Ben; sıtma, humma, kulunç, yaralanma gibi öyle sebepler icat ederim ki, onlar; gözlerini senden çevirirler de hastalıklara, sebeplere sarılırlar, seni akıllarına bile getirmezler.
Azrail:
- Ya Rabbi!.. Senin öyle kulların vardır ki, sebeplerle oyalanmazlar onlar!.. İhsanınla ; sebep ve ihsan perdelerini aşarlar da, deva kabul etmeyen illet, kaza ve kadere ulaşırlar. Ahmakları avlayan sebepler, nasıl olur da can gözü açık olanın anlayışına perde olur?.. Bir insanın gözü sağlam oldu mu, aslı görür!.. Fakat şaşı olursa, aslı değil de , dalına budağına,kısımlarına dalar gider!.. dedi.Alah:- Aslı bilen kişi nasıl olur da arada seni görür?.. Kendini halktan gizlersin ama, sırlar kendilerine ayan olanlar için sen de bir perdesin. Ölüm onlara acı değildir. Zindandan, kuyudan ; aydınlığa, çimenliğe çıkmak gibidir!.. Istıraplar aleminden kurtuluşa ererken, bir hiçin kayboluşuna ağlarlar mı?.. Zindanın burcunu yıkana, zindandaki gücenir mi?. "O taş ta oraya ne güzel yakışıyordu, kırdı da bizleri tutsaklıktan kurtardı , bu suça karşılık elini kırmalı, " der mi hiç?.Can; beden kavgasından kurtulur,beden ayağı olmaksızın, gönül kanadıyla uçmaya başlar ... Hani, zindanda ki adamın, rüyasında kendini gül bahçesinde görmesi gibi. Adam der ki:
-"Allah'ım beni bedene döndürme de, şu gül bahçesinde gezineyim!.."
Allah'ta:- " Duaların kabul edildi, dönme, kal burada!.." der.
Ne hoştur bu çeşit rüya. Adam, ölümü tatmadan cennete girer. O adam hiç, uyanmaya, zindan kuyularının dibinde yaşamaya hasret çeker mi?. İnanmışsan; artık savaş safına gel ki, senin meclisin gök yüzündedir!.. Ağla, göz yaşı dök, yan!.. Başı kesilmiş mum gibi mihrap önünde dinel!.. Yemekten, içmekten ağzını yum, gök sofrasına  koş!.. Aczine değil, isteğine bak!.. Çünki bu istek; Allah'ın emanetidir!.. Çalış, isteğini artır, bu suretle gönlün; şu,  ten kuyusundan çıksın. Halk;" filan yoksul öldü" ,desinler. Sen de: " A gafiller, diriyim ben, bedenim yapayalnız yatmış, uyumuş ama, sekiz cennet te gönlümde açılmış!.." de.  Can; gül ve nesrinler içinde yattıktan sonra, beden pislikler içinde kalmış, ne gam?.. Uyumuş canın , bedenden ne haberi olacak?.. O ister gül bahçesinde uyusun, ister külhanda!.. Can, şu su rengindeki alemde:" Keşke Rabbim beni neden yarlığadığını kavmim bilseydi!.." diye haykırır!.. Peki; can, bedensiz yaşamayı istemezse, gökyüzü kimin sayvanı olacak?.. Canın bedensiz yaşamayı istemezse, "Rızkınız gök yüzündedir!.." nimeti, kimin kısmeti olacak?..
Mesnevi:5.Cilt-Sayfa:130-......-144

GİDİYORUM

SENİ SEVMESEM YAŞAYABİLİR MİYİM ?

KALBİMİN DERİNLİKLERİNDE

  

Image Hosted by ImageShack.us

KALBİMİN DERİNLİKLERİNDEN

Kalbimin derinlerinden bir kuş uyandıve

uçtu gökyüzüne doğru.

Yükseldikçe, daha ve daha,

büyümeye başladı daha da. 

Önce bir kırlangıç gibiydi,

sonra tarla kuşu ve kartal,

sonra bir bahar bulutu misali genleşti

en sonunda tüm yıldızlı gökleri kapsadı. 

Kalbimin derinlerinden bir kuş uyandı,

uçtukça büyüdü, çoğaldı,

oysa yüreğimi hiç terketmemişti. 

HALİL CİBRAN